pamuk prenses in vajinismus olmasi

olmaması garip olurdu.
sen küçük yaşta anneni kara topraklara ver, baban sikinin derdine düşüp aynalarla konuşan nevrotik bir karıyı başına üvey anne diye getirsin her dakika can korkusu her dakika kim sikecek atçıya mı versem kaçırsa beni buralardan yoksa canımı almaya geldiğinde avcıya mı versem diye düşünmekten saçkıran ol, yetmezmiş gibi tam kaçıp kendimi kurtardım derken yedi tane eciş büçüş tipin arasına düş erkek algın kaysın. bir sürü adamı yedirecem içirecem derken kadınlığından iyice tiksin. tüm bunların üstüne bir de zehirlenip öl, nekrofili eğilimleri olan bir sapık seni hem taciz etsin hem de kaçırsın. offf. ben bile kastım.
ben pamuk prensesin yerinde olsam var ya başıma o kadar şey geldikten sonra o beyaz attan bile tırsarım. at yarrağına inanmasam da kentauros diye bir güç var sonuçta.
bir de masal gibi hayat derler. yazarken ben kasılmaktan vaginismus oldum burda. yemişim öyle masalı.
bu entrynin önermesi "bir kilo pamuk mu daha geçirgendir bir kilo demir mi?" olabilirdi. şükür ki olmadı.

deep throat yapabilen helal sut emmis kiz

emdiği süt, ancak pipi islami usüllere göre kesilmişse helaldir.

marilyn manson la izdivac

bu program tutar. isteyene fikir haklarını şu dakika satabilirim. tabii uygulamaya koyması kaydıyla. piç etmeyeceksiniz heralde değil mi kız gibi fikrimi? acun' a satsam haklarını bırak prime-time' ı filan düğün tv gibi buna özel kanal açar.
düşün bak programda dekor tainted love klibi gibi. siyah fon, kırmızı koltuklar ortada havuz içinde deri bikinili kızlar. tabii bu kızların delinmedik bir kulak arkaları kalmış onu söylemeye gerek yok zaten. piercing manasında yau. yoksa hepsi temiz aile kızları. yuva kurmaya gelmişler.
erkekler dersen işi-gücü , ssk'sı olan mert delikanlılar. marilyn abileri tutacak ellerinden başgöz edecek. hayırlısı. marilyn programa aşağı voyvoda dolaylarından bir brutal vokalle çıkıyor. arada kendi kendine emişiyor filan. anlaşanlar olursa hemen nikah düğün gerdek filan orada. kediler kesiliyor, şampanya şişeleri götlerde patlatılıyor, stüdyoda bir bayram havası. tey tey teyintıd lav.

dugun kafasi

evet dostlar bir "sinsiti boşbeleş işler peşinde" programıylan daha karşınızdayız. bu bölümde sizlere düğün dernekte gelin boyama, damat cilası alma, kaynana korsesi giydirme vb eski adetlerimizi tanıtacağım. ah tesadüfe bakın işte etnik bir amca haydi onunla her yaşlı köy adamı görüldüğünde çevrilen "teyzeyle kaç yıldır evlisiniz,maşşallah maşallah şimdi öyle evlilikler kalmadı" geyiğini döndürelim. asdfasdf durun ya daha fazla bu "anadolu dolay dilay la" jargonunu şeyedemeyeceğim. zaten birgün bu tür programlar yapan kızların çattığı adamlardan biri avratı seneler önce gömmüş, kendi eline hallenen bir tip çıkarsa işte o zaman reyting patlaması yaşanacak ben onu bekliyorum;
- hayırlıgünlerr dedeciğim, maşallah maşallah eski toprak işte sayın seyirciler bakın nasıl dinç. buralı mısın amca, evli misin, hanım nasıl, kaç yıldır evlisin bize biraz bahseder misin?
- ne soryon? verecen mi ha? kaç yıldır şu programcı kızlardan biri azcık elletir umuduyla köy girişindeki bankette ot yoluyom, mistik olsun diye güzelim ipod'u evde bıraktım pilli asker radyosuyla arif sağ dinliyom bi allahın kulu da çıkıp "rüstem dedecim ne mistiksin" deyip tattırmadı kavunundan. anca "maşallah çok dinçsin, hanım nerde bilmem ne?" gömdüm ben hanımı. onun yerine çavuş var tokatlar mısın? hı, soyka seniii...kaçmaa yılların acısı var içimde kaçma...

aman tamam yok. ben yine kendi sularıma dönüyorum. şimdi sinekten entry konusu çıkarma faaliyelerimin son ayağı olarak düğüne derneğe gelin makyajına filan kafayı taktım. neden, hem çok gereksiz bir insanım hem de kabus gibi sardı bu olay etrafımı bir ki bir ki en cool kız arkadaşlarımı bile bu lanet zincirine kurban verdim. hatta bu entryi girdikten yedi gün sonra ben de evlenmek zorunda kalabilirim, o kadar çok korkuyorum ki sözlük. tı sı tı sı..
başta şunu bilin ki; bu ülkede para kazanma kapısı olarak görülen her iş gibi (cenaze törenleri, doğumlar, sünnet vb) düğünlerin de cılkı çıkmış vaziyette. bir kere gelin hanım kesinlikle ne istediğini bilmiyor. şimdi dediğim gibi arkadaşlarım da var bu kızların içinde nispeten mantıklı, ne istediğini bilen en azından evlenme yaşına geldiğine göre yasal olarak olgun sayılan insanlar. ancak düğün günü bunların içine ne kaçıyorsa "aaa gelinliğin eteğinde bir pul eksik üüüü, davetliler boy sırasına göre dizilmemiş üüü, düğünden sonra damat bana çakacakmış kimse de söylemiyor üüüü" diye zırlayan, kuaföre sekiz katlı toki topuzları yaptıran, sinirden alzaimer olmuş gibi titreyen yaratıklara dönüşüyorlar. adeta grendel çıkıyor içlerinden.

valla bence gerdek gecesi düğünden önceye alınmalı. gördüğüm gelinlerden çıkarttığım tek ders bu. düğünden önce damat evire çevire bir alacak gazını bunun, ondan sonra makyajmış, tarlatanmış, pastaymış bak nasıl koy götüne oluyor..yapılsın bu..
ben bu gerilimi hiç anlamıyorum. o gelin odasına bir girseniz var ya nasıl biliyor musunuz, sanki mosad ajanı sorgulanıyor o odada, öyle bir gerginlik. girenler çıkanlar.. herkesin eline bir telefon "a bilmemkimler aradı gelemeyeceklermiş, çiçekçi gelmiş çelenkleri nereye bırakalım diye soruyor, pastacı yolda pastanın yarısını dayanamayıp yemiş o tarafı arkaya getirin belli olmasın" filan bi ton geyik. arada kaynana pullu payetli tuvaleti ve mezar gömücü makyajıyla odaya dalarak gördüğü şeylere "hımm, bunu değiştirin, bu olmamış, bizim gelin bu muydu pek de çirkinmiş" vb karışıp terör estiriyor. ha bir de bu damadın anası danası tayfası illa gelinin gittiği kuaför, gelinin makyaj yaptırdığı yer diye nemalanmaya çalışırlar. her haltları aynı olsun aman, utanmasalar gelinin yerine de balayına bunlar gider. bu karmaşada zavallı damatlar var ya, şaşırıp da odaya girerse nasıl kaçtığını bilemiyor. girmezse de telefonla aranıp günlük azarını yiyor hiç şansı yok o adamcağızın.
ya işte anlatmakla olmuyor görmeniz lazım. toptan düğün kafası yapmış adamlar, uçuyorlar. bence bu odaların dış tarafına "nikahtan önce son çıkış" tabelaları asmalı. kaçan kaçsın yol yakınken. hayır anlamıyorum, bak bahsettiklerim gayet de maddi durumu yerinde olan tabaka, üniverçitalarda okumuş insanlar. berdel, töre, namus filan diye zorla evlenmedikleri aşikar. ama görseniz o gelini elektrikli sandalyeye oturtmuşsun sanki, trafo sokmuş gibi cereyan veriyor. ona buna sataşıyor. hanım kızımız az sonra sevdiği adamla evlenmeyecek de ringe çıkacak çünkü. evet.

neyse "bir düğünün kanlı anatomisi" isimli eserimizi burada sonlandırırsak şu makyaj olayına az daha değinmek istiyorum. içimde yara oldunuz çünkü gelinler. dul kalın inşallah. o fondöten blogunun altında nefes alamayın da lal olun. düğünde evrim geçiren tüm kızlar sözüm size, manyak mısınız olm siz? düğünden iki gün önce konuşuyoruz, böyle böyle anlatıyorsunuz " ay sinsiticiğim inan çok sade bişey istiyorum öyle ki neredeyse sade olsun diye kafamı toptan evde bırakacağım valla ne o öyle duvak filan çok banel" aha diyorum yeme kızım sinsi bunu. çünkü yaşadım böyle diyen her 100 hatundan 100'ü düğün günü "ay daha renkli bişeyler olsun, takma kirpik takalım, pembe ruj süreyim, jantlara led taktırayım". yau gelin bu. hani şu masumiyetin, beyazlığın sembolü olan asil melekcikler. ahaha "götüme bokuma" derdi fırat olsa. o melekcikler var ya düğünden bir saat önce "sim bulun lan banaa, sim istiyorum, daha çok simmm böaaaghh" diye böğüren yaratıklara dönüşüyorlar. aman simlenmemiş bir apış aranız kalmasın. anlamıyorum hangi insan düğününe pavyon tabelası kılığında katılmak, yanıp sönmek ister? damadın sabrını ölçmek için mi bunlar acaba bilemedim ki.

zaten birgün akıllının biri çıkmış ve "gelinlik dediğin bronz tene yakışır" demiş, bizim kızlar da her sikim hıyar diyene tuzla koşmaya meraklı olduğundan düğünden önce solaryumlarda cayır cayır yanmayı adet haline getirmişler. solaryumlu ten kadar yapay birşey var mı şu alemde, abeciler gibi. düşün bak iki gün önce pamuk prenses ' le konuşuyorsun, iki gün sonra arap bacı' ya düğün hediyesi veriyorsun. gelin milletinin bu kadar güzelleşme çabasına rağmen de ben henüz içime sinen birşey görmeyi başarabilmiş değilim. sizi bilemem. gelinin kendisi nekadar sade, doğal bir hatun olursa olsun, arkadaşlarını, makyözü, kaynanayı filan geri püskürtüp sade bir makyaj yaptırmaya uğraşsın olmaz, olamaz o iş. arada bir pembe allık olsun bir simli far olsun mutlaka kaçar. gelin hanım olur sana az sonra maksim'de sahne alacak bülent ersoy.

bir de şeyler var, fantezilerinin kurbanı olmuş gelinler. bunlar 0-6 yaşlarından itibaren düğünlerini planladıkların hafif obsesif oluyorlar. salondan içeri slaytshowlarla girenler, düğünde iki dakika dönmek için aylarca tango dersi alanlar, gelinlik güzel dursun diye silikon taktıranlar.. gel de bunlara birşey beğendir. zaten hemen her gelin düğünün bir kadının en güzel olabileceği yer olduğuna inanmış durumda haklı olarak da kuaförden, makyözden onu iki fırça darbesiyle adriana lima' ya çevirmesini bekliyor. ama o insan da tanrı değil ki be güzelim, elindeki mal safiye soyman'a benzeyince ne yapsın yıkıp yeniden yapacak hali yok ki. aslında rahmetli bob ross ölmeyeydi bak o makyaj yapacaktı bunlara "şuraya da minik sevimli bir buruncuk koyalım, aa burada da mutlu bir kirpik kümeciği varmış" diye, o olurdu bak.

sırf bunlar yüzünden bu ülkede düğün bir korku öğesi olarak akla geliyor. fotoğraf albümlerine bakın bak ebru gündeş topuzları, sim ve kumaş yığını içinde akrabalar, arabesk balonlar, kendi düğününde bile mutlu olmayı başaramayan asık suratlı gelinler ("gülen gelin" bir bilimkurgu miti mi yoksa?) o kadar hay huy içerisinde daha evlenmeden evlilikten bezmiş, "ne işim var benim burda adamı" damatlar. zaten isviçreli bilimadamlarının yaptığı araştırmalara göre bir düğün davetlisine yemekte havyar da versen çıkışta oral seks de yapsan memnun etmen mümkün değil. her halükarda içecek sıçacak eve gidince de dedikodunuzu yapacak. adeta koynunuzda düşman beslemek, el yesin içsin diye 2 senelik rızkı düğün salonuna, otele, pastacıya dökmek. herşeyi geçtim bak, o kuaför ibnelerine verilen paraya çok yazık. adamlar kızın kafasına kaçak kat çıkıyorlar bir de normalde 30 kaada yaptıkları şeye 10 katı para alıyorlar. yakışıyor mu olm delikanlıya gelini damattan önce becermek? pis herifler.

bak yine yaz geliyor, yine ürpermeler başladı bende. düğün konvoyunda kornanın sikercesine kullanımını filan çoktan geçtim, beş yıldızlı otellerin bile bozuk pasta vermesi çok koyuyor bana. tadı kaçtı düğünlerin. nikah şekeri adeti de çoktan kalktı zaten buzdolabı magneti, sabun mabun veriyorlar. (ondan da huylanıyorum. ama erkek olsam daha çok huylanırdım).

windows un aslinda benjamin button olmasi

şerefsizim ben farkettim bunu. allahsız program 17 dakikadan başlayıp giderek arttırıyor yükleme zamanını. hayatımız gerilim filmi gibi akarken bilgisayar karşısında bu sinsi ömrümüzden çalıp kendi ömrüne katıyor. amerika' nın genç nufüsümuzu yoketmek için yaptığı oyunlar bunlar. alet olmayın.
sincity /42/ kayseri

kadinlar vadisinin gizli silahlari

an itibariyle sözlük istatistiklerine baktığımda erkeklerin kadınların iki katı olduğunu görüyorum. buna göre resmen kahvehaneye dönmüş ortam diyebiliriz. onu da geç şimdiye kadar çok az entry'im için kızlardan geri dönüş almışımdır. genelde erkeklere çalışıyoruz. kızlar tenezzül etmez, hitap edemem, iyi ağırlayamam onları anladım artık. ezilirim ince güzellikleri karşısında. çok üzülüyorum buna sözlük..
neyse madem ki geri döndük, erkek ırkı için bir nevi "ask tera" olmak, sık kullanılanlara eklenebilmek artık yegane varoluş kaygımız o vakit hedef kitleme yararlı olmak için uğraşiciğim efenim. misyonumun farkındayım. o yüzden bu yazımda siz sevgili okurlarıma ve şuan başkalarını izleyen ve birgün beni okuyacağına inandığım yetmiş milyona kadınlık dünyasının gizli silahlarını açıklamaya karar verdim. öyle birden, mal gibi atarlandım. kendimi kalesine gol atan futbolcu gibi hissetsem de yapacağım bunu, misyon beklemez.
bunu neden yaptığıma gelince.. açıkça kandırılıyorsunuz haberiniz yok acıdım halinize. daha dün yere düşmüş bir takma kirpiği gören arkadaşım "inanmıyorum ya kızlar bunu mu takıyor olamaz bakamıycim" dedi. bak bu takma kirpiğe verdiği tepki. oysa bir de şunları bilse;

silikon sütyen
bu haşlanmış yumurta kılıklı arkadaşlar memeleri (göğüs demeyin aq şunlara tavuk değiliz biz. meme bizimkiler) büyük ve dik göstermeye yarıyormuş. arkaları yapışkanlı, satan firmanın bilgilerinde yazdığına göre 100 yıkamaya kadar kullanılabilen plastik aparatlar (ne diyim mahmut mu diyim aparat işte) . evet, memelerinize denizanası yapıştığını düşünün bu öyle birşey. bir de memenin alt bölgesi en çabuk tahriş olan, terleyen, kokan bölgedir yau. oraya plastik yapıştırırsan ne olur? ne olacak memelerin altı solitaire tarlası gibi olur. kokar. korkunç geldi değil mi sevgili erkek milleti? işte bundan seviyorum sizi. o kadar safsınız ki. yeni doğmuş bebek poposu gibisiniz. ondan sonra da "vayy hatunun memeleri taş gibi, kavun gibi, futbol topu gibi". o toplarla nasıl gol yediğinizi anlayın işte.
takma saç
şimdi size kalkıp "maykıl ceksın şarkıcısı" der gibi takma saç demez, ürünün asıl ismini söylerdim ama "çıtçıt" deyince anlamamanızdan ölesiye korkuyorum. çünkü birçoğunuz hala çıtçıtı pantolon kemerinizi bağlamaya yarayan masum küçük düğmecikler zannediyorsunuz muhtemelen. ancak gerçek çok farklı. o çıtçıt neyazık ki kadın dilinde takma saç demek. bunları saçın arasına itinayla takıyoruz dışarı çıkmadan ve ta ta bir anda herkes birer shakira oluyor. (ki shakira da bunlardan takıyordur muhtemelen) bu şeyler saçları uzatıyor, dolgun gösteriyor vb. yanlız ben sahtecilik araçları içinde en çok bu çıtçıta karşıyım. neden, çünkü oda arkadaşınız bunlardan kullanıyorsa ve kuruması için ranzanın tepesine asmışsa gece içkili geldiğinizde hiç hoş olmuyor. o karanlıkta tepede parlayan saçları kesilip tavana asılmış kafa zannederek kalp krizi geçirebiliyorsunuz. hayır geçirdim ordan biliyorum. o neydi aq öyle ya? hayatımda hiçbir gece okadar korkmamıştım. ne içtim lan ben dedim, üçlere yedilere halisülasyon mu görüyorum, uçmuş muyum neyim? neyse bunların erkekler açısından bir kötü yanı da şu olabilir, düşün bak romantik bir gece kadın senin kucağına kafasını koymuş okşuyorsun kedi gibi. tak o da ne? elin orda kalıyor. çıtçıtın gizli tokalarına takılıyor. abavv korku filmi gibi. hitchcock çekemedi böylesini.
renkli lens
bence şu aletlerin içinde en harbici olanı bu lensler. bilmiyorum aranızda bakınca bir gözün lens olup olmadığını anlamayacak kadar salak olanlarınız var mı ama, lens takmak kadınlar için makyaj yapmak gibi birşey. nasıl ki gözün üstüne far sürüyorsan içine de renk veriyorsun aynı mantık. güzel bir yanı var benim de özendiğim ortamdan sıkıldığın zaman "ay benim lenslerim battı acil lavaboya gitmem gerek" deyip kaçızlayabiliyorsun. lensin düştüğünde on saat milleti asker ederek yerlerde plastik parçası aratıyorsun. haa bakışların bütün anlamını götürmüyor mu o ayrı. araba farı görmüş tavşan gibi bakıyor bunu kullananlar etrafa. gözün ortasında kırılmış yumurta gibi duruyor bu lensler.
takma tırnak
takma tırnağı sadece porno yıldızları ya da bülent ersoy kullanır zannediyorsanız fena halde yanılıyorsunuz demektir. tüm kadınlar öyle ya da böyle hayatlarının bir döneminde takma tırnak kullanmışlardır ve bir kısmı da kullanmaya devam etmektedir. çünkü herkes kendi eline oje süremez ve manikür yaptırmak nispeten pahalıdır. ancak takma tırnak denilen naneler çok nankördür, ummadığınız yerde tüy döken kediler gibi tırnaklarınızı bırakabilirsiniz, patronunuzun gözüne fırlayabilir, yemeğin içinden çıkabilirler. uzun olanları korkuçtur, cadı sheila takardı ben küçükken. biz büyüdük ve kirlendi dünya. artık ilkokul öğretmenleri bile takıyor.
otobronzan
şimdi bu ürün günlük ya da haftalık bronzlaşmak için. yıkanana kadar deyim anla ordan. bir nevi boya ihtiva eden krem. malum artık solaryumlar kanserojen, küresel ısınma, çevre bilinci, doğal görünüm filan ayağına afrikalı çocuk renginde dolanmak out oldu. haa bronz ten herzaman para eder o başka ama artık biliçli kadınlar solaryum makinalarında şişe geçirilmiş tavuk gibi saatlerce kızartılmak yerine bu kremleri tercih ediyorlar. o güzel. pekii kötü olan ne? bu ürünler elbiseleri, ayakkabıları vb boyayıp terleyince akıyorlar. elini kadına bir sürüyorsun boyası çiziliyor. e her kullanımda hatunu sanayiye pasta-cilaya götürecek halin yok ya. olmaz öyle.
sonra bu zıkkım heryere eşit, düzgün sürülmezse kadıncağızlar ortada fiziki harita gibi dolanıyorlar. parçalı bulutlu, kendinden desenli..
ayrıca bunu süren hatuna öyle yumulmayı da unut. ağzın yüzün ters olur valla. tadı berbattır olm bunun. tahminimce yani. yok bir de sizin için tadına bakacaktım. töbe töbe..
takma kirpik
takma tırnak, takma saç, takma kirpik derken öyk getirdiniz değil mi? ama daha bitmedi. işte çok duyduğunuz ancak makyöz değilseniz ya da sevgilinizin eşyalarını siz taşımıyorsanız asla karşılaşamadığınız bir ürün. karşınızda "takkmaaa kirpikkk".. he he. şaka biryana bunu kullanmayan kadın yok gibi. ama merak etmeyin bu da renkli lensler gibi delikanlı bir kardeşimiz. yani bakarsanız iki metreden takma kirpik olup olmadığını anlarsınız. kötü tarafları dikkatli yapıştırılmadıkları zaman gözün üstüne çıkmaları yanlız. o yüzden sevgilinizi kirpiklerinden biri "kalk la gidelim" öteki "halt yeme otur!" derken görürseniz hemen korkmayın. hatta bunu umursayıp dünyanızı karartmaya da değmez. öyleyse bile o kız hep sizin melek kirpikli yariniz olarak kalsın hayalinizde. amaa sabah kirpikleri yastığa fırlamış bir drug quinn'le uyanma ihtimaliniz olduğunu da aklınızın biryerine yazın, lazım olur.
çıtçıtlı body
bak işte bu güzelleşmek için giyilmiyor. e heralde yani. hangi kadın fazla gelişmiş tıknaz bir bebek gibi görünmek ister ki? resmen zıbın bu arkadaşlar, kafanız karışmasın. alt bölgesinde çıtçıtlar ya da çengeller var çişin olduğu zaman (bunu giyen kadının seks hayatı filan olacağını sanmıyorum, altı açması gerekiyorsa çiş içindir o) açıyorsun, normal zamanda düşük bel filan giydiğinde belini göbeğini sıcak tutuyor, çatalı göstermiyor eğildiğinde. amacı o. ama daha önce de belirttiğim gibi kendisi seks düşmanı bir obje. yani içinden dantelli sütyen yerine bunun çıktığı bir kadını seksi bulmamanı, onunla yatmak istememeni filan geçtim çok abaza olduğunu varsayıyorum yine cima edemezsin. elini soksan pantolondan içeri yankesiciler gibi bu nalet şeyin bir sonu yok. ucu yok, bucağı yok. hadi diyelim kara göründü busefer o çıtçıtlar takılır açılmaz vb.. bu zımbırtıyı iyi biliyorum çünkü kız yurdunda kaldım ve her 100 kızdan istisnasız 100 tanesi bu çamaşırdan giyiyordu. her rengi, her bedeni.. çok kötü günlerdi. kadınlara inancımı o dönem yitirdim. inan bana sen de etrafta zıbın giyip saçını gazete kağıdıyla sarmış yüzlerce kız görsen sen de yitirirsin. neyse. ha ne diyordum en son, işte bunu giyen hatunlar çişleri gelmeden on dakika önce tuvalete gitmek zorundalar. yoksa altlarına yaparlar valla. çişli çişli pişik olurlar. bebek gibi hatun. evet.
takma popo
yok artık ebenin amı demeyin. terbiyesizler. ben sizi burda aydınlatmaya çalışıyorum siz bana nasıl davranıyorsunuz? ben mi icat ettim bu aleti? japonlar kuru götlerini doldurmak için icat etmişler. bence iyi de etmişler. hep cep telefonu, bilgisayar oyunu, ışıklı cetvel filan mı icat edeceklerdi? size inat ilk fırsatta edinip takacağım. hatta lady gaga gibi, hande yener gibi sırf bununla dolanacağım etrafta. ultraprima efekti.
ayrıca dünyada götüyle meşhur jessica biel, jennifer lopez, kim kardisian gibi ünlülerin de bu popolardan kullandıkları iddia ediliyor. bakınca zaten öyle bir kasanın tanrı tarafından yaratılmayacağını anlıyorsunuz. anlıyorsunuz değil mi sevgili erkekler? hı? (var ya hiç umudum kalmadı sizden yana, bundan sonraki entrymde kızları geri kazanmam lazım)

korkmayın geçti, bitti, bukadar. dikkat ederseniz genelde varlığından bihaber olduğunuz ya da bilip de kabul etmek istemediğiniz şeyleri döktüm ortaya. öyle makyaj malzemeleri, solaryum, korse, destekli sütyen yok efendim topuklu ayakkabı gibi iksirleri zaten bildiğinizi varsayıyorum. daha da vardı da ama sıkıldım yau. çok yalvarırsanız diğerlerini de dökerim belki ortaya ama kadınların birleşip beni afaroz etmelerinden ya da taksim'in ortasında sallandırmalarından korkuyorum. öyle böyle değil bunlar kadınlık dünyasının en gizli saklanan, siz görmeyin diye çekmece diplerine tıkıştırılan sırlarıydı. ve ben şimdi onları halka açtım. fbi' dan tanık koruma programı mı istesem ne yapsam? ameliyatla yüzümü değiştirip angelina jolie yapsınlar beni. burada benim yokluğumu farkedecek kimse olduğunu da, dünyada ikinci bir angelina jolie' ye itirazı olacak birisi olduğunu da sanmıyorum.
neyse bu yazı burada biter arkadaşlar. şimdi gidin bu öğrendiklerinizi çalışın, yarın sorucam bak. ondan sonra da "vay efendim bardan kız kaldırdım çok güzeldi sabah bir uyandı sıdıka gibi sinsi yardım et" demeyin bana. birkere one night stand bir hatun gece yatağa dalmadan önce illa da tuvaletin yerini soruyorsa huylanın arkadaşım. ya lens çıkaracaktır ya da kirpik. ya da sıçacaktır tuvaletinize evet. hangisi en güzeli?
hahah ne kötüyüm yau, şimdi düşününce size de hak verdim. önce dolgun memeleri aldım elinizden, sonra ahenkle danseden saçları, sonra gözleri, götleri...neden? çünkü ben çirkin bir insanım. kimse de güzel olmasın istiyorum. ayrıca da ekmeğin arasına koyar yerim ben böyle sahte güzelliği aq. kimseye güven kalmadı bu devirde. bence bunları kullanan tüm kızlar sahtecilik, dolandırıcılık, adam kandırma ve erkeklik bozma suçuyla yargılanmalı. sahtecilik masasına takma saçları, tırnakları, popoları dizerek "emniyet müdürlüğü" yazdıklarını düşünüyorum da ahaha tansiyonum düşüyor zevkten.

isvicreli bilim adamlarinin hunharca sikilmesi

aslında ben bunun norveçli balıkçıların başına gelmesini bekliyorum. elleri kaymak gibi kremli ya onların, korkuyorum hep ne zaman kuzeyden kötü haber gelse aha diyorum adriyatik' e gömdüler bizim cillopları. açık denizde hayat çok garip abazalık filan..
ama isviçreli bilim adamları da böyle her boka karışırlarsa onların da götü tehlikede. oturdukları yerden bi beher bi önlük anca buluş yapsınlar, garibanın aklını karıştırsınlar. tam hah "bol domates kalbe yararlı" dediler yiyelim diyoruz daha domatesi ısırmaya kalmadan yeni haberle çalkalanıyor bilim dünyası "domatesin fazlası pipide tutukluğa yol açıyor". bir de aylak bakkal taşak tartar hesabı yok günde şukadar seks yararlıdır yok haftada beşten fazlası zararlıdır diye sade suya seks araştırması yapıyorlar. manyak mısınız olm siz? ne haftası ne günü, yılda beş kere zor iş tutan adam var bu memlekette. hadi biz libidosu yüksek başbakanımız sayesinde seks açılımı yaptık diyelim, bunun arap ülkeleri var, gelişmemiş kabileler var. bak yunanistan'da kadın kalmadı dalyan gibi çocuklar birbirlerine meylediyorlar. kafası bozan gelip o sarı pipilerinizden kan alacak.
ben bilmem, isviçreli bilim adamları akıllı olsun. dargelirlinin seksiyle, diş fırçasıyla oynanmaz öyle şuursuzca. bir seks bir de diş fırçası candır bu ülkede. birgün biri niyeti bozacak ondan sonra dünya kamuoyunda sürmanşet;
"işte isviçreli bilim adamlarını üç açıyla siken adam!"
hoş mu yani?

yalniz yasayan kadin olmak

şimdi başlık süper. içerik şukela. ama eksik arkadaşım. açılın ben doktorum, kaç senedir yalnız yaşıyorum olm. önce bana soracaksınız. ben saksı değilim!
yalnız yaşayan dişi okyanusun ortasındaki sevimli ada gibidir. elini kayık olarak kullanmaktan yorulan her erkek o adaya kapağı atmak ister. korkmayın bunlar kalıcı değil "gelip geçiricidir". işlerini görüp başka sulara yol alırlar. bu tipleri bileceksin, gördün mü yüz metreden tanıyacaksın. yoksa evin en iyi ihtimalle hacıbaba tekkesine en kötü ihtimalle kezban'ın keranesine döner. hah onu bi anla. pekii "kim bunlar sinsiti bi yardım et mağduruz" derseniz, buyrun;

- "sinsi yaa, bi hayırlı olsuna gelelim sana eve" bunu söyleyen kişiyi adam yerine koyup cevap bile vermeye değmez. yılışıktır. salaktır. gördüğü her memeliye gereksiz espiriler yaparak yapışır. bariz yapışır ama. mezun olmak üzeredir okuldan.. daha bir tane kızı götürememiştir.. bütün şansını denemektedir..
- "ev için birşeye ihtiyacın olursa hemen söyle bana tamam mı?" bunu diyen kişi babacan bi tavırdadır. bu lafları sürekli tekrarlar, seni nerde görse "var mı bişeye ihtiyacın?" eli kolu devamlı omzunuzdadır. yemekhanede de karşılaşırsınız, muhabbetiniz çok az olsa bile sırtınızı ovalar, elini omzunuza koyar, "var mı ters giden bişey, evde bişeye ihtiyacın olursa hemen söyle bak, yalnız hissetme kendini" bunlar dışardan baktığında seni koruyan kollayan sahiplenen iyi kalpli arkadaş gibi gözükse de işin aslı öyle değildir. asıl demek istediği şey "ne zaman canın seks isterse ara beni, sen şimdi evde yanlızsın canın ister bulamazsın. ben de dersen kapasite var tesis yok güçlerimizi birleştirelim voltranı oluşturalım..."
- ahlak zabıtaları vardır. bunlar önce sorgular baya bi, ona göre harekete geçer. devamlı sorular sorar. otobüste, anfide yanyana düşme ihtimali fazladır bunlarla. "eee anan baban nasıl izin veriyo ki buralar böyle, zor kız başına yaa", "eşyaları nasıl alacaksın sen şimdi, para yetecek mi", "sevgilin falan yok mu", "sevgilin yardım eder o zaman sana, neyse iyi yalnız değilsin", "eee ev sahibi eve sevgilin geldiğinde falan bişey demiyor mu?" bunlar genellikle kırodur, onlara göre anaları bacıları hariç her kız orospu, her erkek puşttur. kadınları yürüyen vajina olarak görürler. muhabbetin sınırını çok iyi ayarlamak gerekir bu tiplerle. çünkü belden aşşaa konuşmaya zevk aldıkları için direk olayı oraya getirirler.
- "sinsi yaa bi makarna yap da yiyyelim" en nefret ettiğim cümle bu cümle işte, sanki amına koduklarım evlerinde hiç yemek yemiyolar.. paso bi yemek yap bize muhabbeti.. bunlar sizin evi lokanta sanan kamyoncu takımıdır.. sizi de emine s.beder yerine koyarlar. her muhabbetin sonu buna döner. lan ben açlıktan halıları kemiriyorum, hamamböceklerim bile "sikerim böle yokluğu" deyip evi terkettiler bi de işim yok abazanları mı besliycem elimle? hayır. kadın dünyası kamyoncuları püskürttü.
- hilmi yaa, notları sen bıraksana fotokopiye, benim otobüse yetişmem gerek
- bırakırım tabi, ehh artık sende bi makarna yaparsın bana bunun karşılığında..
- kabak tatlısını babaannem kirece batırır çıtır çıtır olur o zaman. zıkkımın kökünün üstüne de linyit kömüründen sos yaparım yer misin?
- ehh bi yapta yiyelim kabak tatlını.. nasıl oluyomuş.. hafta sonu çağırırsın artık
- yaa ben yemek yemiyorum artık valla terbiye ettim kendimi buddha öğretilerine göre tütsü koklayarak yaşıyorum.
- ehhehe artık hafta sonu sana geliriz de bi mangal yaparız.. (gel aq polonezköy'de villada yaşıyorum ben çünkü..)

bir de alemci-sarhoş takımı vardır.. "boş bi ev olsa da içsek", "sinsi yaa bi gün sizde toplanıp içelim", "abii içeceksen evde içeceksin.. yanına mezelerini hazırlayacaksın miss gibi, bi gün sende yapalım sinsi, rakıyı ben alırım" meyhane ya benim ev gelin için sıçın hiiiç mühim değil. bunlarda böyle kanka görünüp, sarhoş ettikten sonra neresinden düzsem diye düşünenlerden. arkadaşım o içki parasıyla mektebe gitsene. paranın tam karşılığını alırsın üstü kalır onunla sakız bile alırsın. hani barlarda filan "nasılsa barmaid lan çıkışta düzüşürüz ki biz bunla" diye düşünüp barmaide, sana, bana, ona bütün gece içki ısmarlayan adamcağızlar var ya o parayla beş rusa turnike yaptırırlar hatta ukrayna'yı başkent yaparlar haberleri yok. işte bu kızı yatağa atmak için içki masası olayına girenler de öyle. bence kesinlikle zarar ediyorlar ama alkolü alınca dişlileri gevşeten kızlar yükselen değerse piyasada onu bilemem tabii. da soruyorum size kimle yattığını bilmeyecek kadar sarhoş olan karıyı napıyorsunuz, bacağını kaldır desen kaldıramaz, kolunu sağa at desen bulup da atamaz. zevki nerde bunun, bir nevi nekrofili(değil mi?)
bildin değil mi bunları "yalnız yaşayan kadın"? pekii ya bu tipler sana tanıdık geldi mi "yalnız yaşayan kadına hallenen erkek"? alayınıza kılım olm. edepli kadın yalnız yaşar mı zaten? evlenir dışarıda onun bunun lafını yiyeceğine evde kocasının dayağını yer. (bu paragrafımla muhafazakar sözlük takımının oylarına talibim, hayırlısı)
hah durun unutuyordum yau, bir de erkek arkadaş kisvesi altında eve yerleşip zaman içerisinde virüs gibi her odaya çorap, boxer ve bilumum döküntüsünü yayan "truva atları" vardır. yukarıdakileri filan siktiret işte bundan bucak bucak kaç "yalnız yaşayan kadın". zamanında başını ezmezsen bölünerek çoğalır bunlar. birgün eve geldiğinde salonda dört erkeği okey oynarken bulursun, onları yedirip giydirmek en asli görevin olur. üniversiteli gencecik bir çiçekken, marie claire okuyan şehirli bir dişiyken "kadın ana" olursun. nufus sayımında sizin evde sayılması gerekeceği kadar çok evine yerleşen bu erkekler birsüre sonra kız atmak için senin evinden seni kovar hale gelir. yatağına sidikli yurt kızlarını atar, banyoya kıl dökerler. adeta bir gerilim filmi farkındaysan.
bu tiplere bulaşacağına, evde bomba imalatına başla, uranyum zenginleştir vatana millete daha hayırlı. ama evinin kapısını herkese açma!
(yazının anafikrini de bir deyimle açıkladığıma göre artık gidip "boktan yazarlar derneği"ne kaydımı yaptırabilirim gönül rahatlığıyla..)

gotu basi cok oynatmayin mesaji veren guzellik kralicesi

birinin zekasına hayranlık duyulması için illa ki çirkin olması lazım arkadaş, ben bunu anladım şu ahir ömrümde. güzelsen de üzerindekileri çıkaracaksın yoksa ne dediğin anlaşılmıyor. o kadar manken, dizi oyuncusu bilmemne hanım kızlarımız var her pazar başka bir magazin programında demeç veriyorlar kimse kulağını açıp da "lan şu kız ne diyor bir dinleyem" demiyor. belki kız sana kainatın sırrını verecek belki collatz problemini çözdü onu açıklayacak. bir dinle. ama nerede kel, kıllı, eciş büçüş adamlar var onların her dediğine inanırsınız. sizin yüzünüzden ortam ciddiye alınmak için bıyık bırakan hilkat garibesi kadınlarla doldu. epilasyonumdan utandım, ağdama nalet ettim şu alemde.
şimdi dünya düzeni böyleyken güzellik yarışmalarında adaylara kültürel sorular sorulmasını, mesaj verdirme kaygısını anlamıyorum ben. açıkça belli ki onun ne yanıt verdiği sikinizde değil. yine memesi üçerden altı kilo çekeni kraliçe seçeceksiniz ki bence kraliçe dediğin de öyle olur zaten. ona lafım yok. ama hayatı boyunca "kolanızı light mi normal mi alırsınız?" dan başka fikrini sormadığınız kızlara tak diye böyle bir misyon yüklerseniz error verirler.
o yüzden ben diyorum ki güzel kızlar bırakın artık şu dünya barışını filan allahaşkına. bak allahın adını verdim belki siz elinizi eteğinizi çekerseniz savaş mavaş kalmaz. oynamayın dünyanın ayarıyla. öyle çıplak çıplak verilen mesajdan hayır mı gelir zaten, cünuptur onlar.
benim elime fırsat geçse vereceğim mesaj "götünüzü başınızı çok oynatmayın olm" dan gayrısı olmazdı. gençliğe 31malzemesi olmak dışında bir faydam dokunurdu enazından. en temiz, en net, en bi güzellik işte. bunu yapmayacak kraliçeyi soytarılar siksin, yıkılsın öyle silikon krallığı.

kadin ic camasiri giyen mutesebbis pazarci

allah aşkına düşünün. bıyıklı(bütün vücut), esmer bir adam. klasik bir tip, ekmeğinin peşinde. sabah evdekilere eyvallah çekiyor, pazara gidiyor bu adam tezgah açmaya. kayışın koptuğu yer burası. çayını içip, tezgahının üstüne çıkan adam bu. hem de don-sütyen giyerek. sonrası malum,
- gel abla, ikisi beş yetale, al abla dantelli varr, tanga var, cisittir varrr..
ah be adam, daha sattığın malın adını doğru düzgün söyleyemiyorsun ne diye bir de üstüne giyip alıcılarımızın ayarlarıyla oynuyorsun? ben görmek istemiyorum arkadaşım bunu, tanıyorum çünkü o adamı akşam altı oldu mu kapatacak tezgahı kahveye gidecek. ben bu ezilmişliğe tanık olmak istemiyorum.

sen dekolte bir kişi değilsin ki bir kere, hadi özendin sütyeni taktın diyelim bari kilotu giyme. hiç bir kadın pazarcı amcada gördüğü kilotun aynısını almaz. o kilotun hakkını veremediğin gibi bir de kafana filan takıyorsun amca ya. gözünü seveyim. bu nasıl bir satış stratejisidir diyecem ama tezgahın önü de dolu. demek var bir şıklığı. kimseye söyleme amca, yirmi senelik bakkalımı o şekilde görmeye hazır olduğumu sanmıyorum.

kadınların samimiyetini de anlamak mümkün değil ne yazık ki, bu adamın yaptığının yarısını sokakta yapsalar çanta vuruşlarıyla yok edersiniz zavallıyı. ama pazar sınırlarından girildi mi bütün duvarlar kalkıyor. şişt abla sen "bakar mısın kardeş, bu tanganın 40 bedeni var mı?" diyorsun ya, adam senin kasenin integralini alıyor cevap vermek için bak, demedi deme.

allahım aklıma garip garip şeyler geliyor. mesela o anda pazarda kavga çıksa ya da birisi tezgahtan hırsızlık yapsa (ehuu don çalan kadın) bu adamlar koşacaklar peşinden, belki de pazar dışına kadar. sonra karakolda don sütyen adamlar. hayır konuşmayayım diyorum ama koridorda muameleyi düşünsenize,
- şişt kızz sakallı, sen neden düştün buraya..?ha ha ki ki.. birtakım iğrenç olaylar.

bu adamın çocukları var. ve ne kadar acı ki, babalarını iş kıyafetiyle görebilmeleri için 18 yaşını geçmeleri gerekiyor. olsun, baba sütyen de taksa babadır saygıda kusur edilmez.

buraya kadar her şeye tamam ama o donu kafana geçirme pazarcı amca/abi/kardeş. insanı var, insan kılıklı hayvanı var. yarın birgün kahvede amcık agızlı derler, sebebin olur. yapma, yalvarıyorum.

karizma zedeleyen bir seyi yapmak zorunda kalmak

kolay değil arkadaşlar. bu gün bir karizma dediğin kolay yapılmıyor. yılların birikimi gerek. yıllarca kasacaksın, öyle her şeye atlamayacaksın, bir ağırlığın olacak. yeri gelecek efil efil rüzgara karşı yakacaksın sigaranı ama kıçım dondu demeyeceksin.
bu karizma yaratma davası yüzünden çok bronşit olan, dayak yiyen, dışlanan adam gördüm ben. ne yiğitler soğuktan korunmak için tişörtlerine soktukları gazete kağıtlarıyla kar, yağmur demeden motor tepelerinde telef oldular.
ama sen ne yaptın? ha ne yaptın onlara acımasız hayat? bu çocuk eve gelince verdin ayağına tweety' li terliği. sonra yan komşunun kızı geldi çay içmeye. olay bitti. yeri geldi bu çocuk mango önünde annesini bekledi ufka bakarak.. reva mıydı?

karizma sahibi olmak yıllar alır dedik. babayı al. öyle değil yani ailedeki babayı al. karizma alanı en geniş insanlardan. . ta ki, o hazin cümleye kadar,
- namıkk şu çocuğun oyuncağını tut iki dakka ben hede alıp geliyorum..
namık ne yapsın? hık mık, bişey de diyemez, eğreti durur o oyuncak elinde. photoshopla koymuşlar sanki. bu saatten sonra onu elinde plastik ördekle gören ahalinin ne yapacağını düşünür, ter döker. bitmiştir o adam ya. yazık.

mesela öğrenci adamda çok gülerim ben bu hadiseye. uzunnnnn saçlı asi gençlik takımını, iki üç kişi eve çıktıkları zaman, sokakta tencere tavayla yürürken görebilirsiniz. "yok bu tencere bana ait değil sonradan eklendi bakışı" eşliğinde o mevsimde harika oluyorlar.
kız arkadaşının çantasını taşıyan ağır abiler var. onları da seviyorum. sen höt zöt kızı imana getir sonra o bir çanta içinde bütün karizmanı eline versin. tuvalet kapısında tut onu, masada 2x5 ebadında pembe bir kadın çantasıyla bekle. ya da almış eline gül buketini kapıda bekliyor. allah aşkına bak ya, bunlar sevilmez mi şimdi?
aynı adamın kız versiyonunun da genelde tansaş, migros vb naylon torbalarına alerjisi vardır. merak ediyorum bu torbalar alerji filan mı yapıyor acaba? yolda görsen hepsi içinde uranyum, radyum vb varmış da ilk buldukları çöpe atıp kaçacakmış gibi parmak ucuyla tutuyorlar. oysa o torbanın karizması da başka, bir bilseler..
kadın kuaförlerinin önünden geçenler bilir. ne hikmetse camlı yapıyorlar bu dükkanları. hani "işte bakın ben bu kazuleti alıyorum, diğer taraftan cameron diaz çıkıyor" demek için. içerideki kadınların karizması ne olacak hiç düşünen yok tabii. ya ordan sevgilisi geçerse? gitti cinsel hayat.
çalışanlar içinse meslekten gelen bir karizma vardır. "vaauu adam tiyatrocu, her gece hamlet, mcbeth esiyor" dersin bir sonraki oyunda gay rolü verdiler mi takma kirpiklerle tost yemeye gider.
hayat çok acımasız işte, ne oldum dememeli.

gelecek bölümde ölecekler;
plajda aceleyle sarıldığı havlu pembe olan kıllı adam, hediye alınan desenli kazağı milletin içinde sündüre sündüre giyen metalci ve okula herkes kısa montla gelirken palto ve atkıyla michelin adamına döndürülen zavallı çocuk..

azala azala kaç kişi kaldık yahu? daha kaç kurban vermemiz gerek birinin bişey yapması için? yeter artık, bitsin bu zulüm.

musteri odaklilik

postmodern pazarlamanın temelidir. sanayi devrimi' nden sonra gelişen klasik üretim bantları ve fordist üretim , küreselleşme ve onun getirdikleriyle yerini modern pazarlamaya bırakınca ürün odaklılık da yerini müşteri odaklılığa bırakmıştır. sonuçta yeni teknolojiler sonucu her ürün taklit edilebilir, taklit edemeyen tek şey müşterilerle kurulan ilişkilerdir. ve rekabetin temelinde bu yatar.

eger birini seviyorsan

eğer birini seviyorsan,
birini daha sev sonra başkasını, başkasını. denemeden sevme. bilinçli tüketici ol,
eğer birini seviyorsan,
bundan sonraki hayatında başka hata yapmamaya çalış,
eğer birini seviyorsan,
kırmadan oyna. işin bitince yerine koy,
eğer birini seviyorsan,
o yenilince sen de yenilmiş sayılırsın
ve
eğer birini seviyorsan, tek bir kişiyi bile,
duş al be mahmut abi, öldük kokudan.

kisilik bolunmesi yasayan planarya

- merhaba sinem,
- tanımıyorum sizi ben
- şimdi bölündüydük ya osman ben
- hani şu pipisi bende kalan osman mı?
- pipi benim, koy kenara çekilin alıp gidicem
- (ikisi birden)sen kimsin be?
- davut ama bana kenan deyin, aslında selim, hamza, cevd..
- aha kendi içinde bölünüyor
- o değil de hayri' yi gören var mı? bölünürken cüzdanımı aşırmış piç
- şu tarafa doğru bölündü abi
- saol hemşerim. isim?
- murat....sinan burada herkes tanır beni
- (herkes bir ağızdan) siktir lan!!

**: bütün sözlükte bundan daha kötü bir entry bulun, çocuğumu kesicem.

comic sans ms

insanı komite kararı, parti tüzüğü, ne bileyim dava dosyası okusa yine de eğlendirebilecek gibi duran balıketli yazı fontu.

başıma çok işler açmışlığı da var. msn' den iş bağlayayım, aman karizma çizilmesin, dur şu lugatı bir parçalayım etraf dümdüz olsun derken bu bastırılmış beyonce' ların ortaya çıkmasıyla işler karışıyor,
- çalışmanızın sayfa başı ücretini öğrenebilir miyim?
- eğer istedikleriniz bunlarsa x miktardan aşağı olmaz.
iyi de comıc sans' la yazdın be yavrum. nerde kaldı o ciddiyet, o plaza insanı profesyonelliği? tasoyla öderler artık ücreti.
ya da sevgilinle kavga edeceksin,
- hede hödö kim çabuk bana cevap ver..?
- amann aşkım comic'sin yani arkadaşım sadece.. ehe mehe.(birtakım anlamsız smıleyler)
he he çok komiğim. tahoma' yla sorsaydım götün üç buçuk atardı ama..
hadi değdirmeden geçmeyeyim sunum da yapılmıyor bu yazıyla, siz kan ter içinde "hedonizm' in özellikli ürün tüketimine etkisini" anlatıyorsunuz dinleyiciler arkada para maçı yapıyorlar. eee comicliği tamam ama ben böyle sansa tükürürüm. sorsan "biz sen eğleniyorsun diye ses çıkarmıyorduk" diyebilirler. derler tabii. evrende ağırlığın yok bikere senin. neticede e' si kıvrılmış bir insansın.

hayır kızıyorum ama beri yandan seviyorum da, eğlenceli kerata.

pompei

henüz dörtte üçü ortaya çıkmış antik roma kenti.

taşlaşmış insanların şehri demeden önce tarihine bir göz atarsak pompei' nin döneminin paris' i, istanbul' u, new york' u olduğunu görebiliriz. vezüv yanardağı' nın hemen eteklerine kurulmasıyla kaderini belirleyen kent, varolduğu dönem boyunca roma imparatorluğu'nda, lüksün, ticaretin ve eğlencenin beşiği olmuş.

bugün pompei' yi ziyaret edenler yerlerde genelevleri işaret eden penis şeklindeki okları görebilirler. ancak bunu "haha adamlar tavşan gibi düzüşüyorlarmış allah razı gelmemiş işte" ye bağlamayın mümkünse. pompei bir liman kenti ve aylarca kadınsız kalan denizcilerin karaya ilk çıktıkları yerde genelevi aramaları her halde bu çağ da dahil olmak üzere normal bir hareket. sonuçta büyük ihtimalle dil bilmeyen bu insanların zorluk çekmemeleri ve hacı kerhane nerde? muhabbeti yapmamaları için düşünülmüş bu şekiller. ayrıca her genelevin kapısına asılan pozisyon tabelaları evleri ilgi alanlarına göre ayırmış. bu da pompei halkının misafirin rahatını ne kadar düşündüğüne güzel bir örnek bence. tamam yahu, geyik bir yana ama konu burdan açılmışken ilk pornografik yazıların kökeninin pompei fahişeleri olduğunu söylemeden geçmek de olmaz.
hazır söz ilklere gelmişken, tarihte bilinen ilk sabun imalathanesi ve kalıp sabun kalıntıları da bu şehirde bulunmuş (bunu da sekse bağlamasak..).

pombei' nin lavlara karışması ve taşlaşmış insanlar hakkında çeşitli söylentiler var. örneğin ilk gaz belirtileri baş gösterdiğinde varlıklı insanların kaçarken hırsızlık olmasın diye kölelerini evlerine bağladıkları söyleniyor. bu olmuş olabilir mi bilmiyorum ama düşününce, belki de olmuştur. belki de birileri öylece bağlı ölümü beklemiştir..
diğer bir söylentiye göre de, insanlar kükürtün yanarak ortaya çıkarttığı zehirli sülfür dioksit gazından zehirlenip, ki herhangi bir soluma esnasında kurtuluş şansı yok, lavlar gelmeden önce ölmüşler.
işin aslı şu anda pompei şehrini gezenlerin gördüğü ağzına yemek götürürken, uyurken vs taşlaşan bu minicik insanların (yıllar boyu sinsice soludukları kükürtün etkisiyle vücutları zayıf ve boyları normalden daha kısa kalmış) aslında birer heykel olduğu. tabii gerçek kalıplar kullanılarak yapılmışlar eğer sizin için bir şey farkedecekse..
24 ağustos 79 ' da yanardağ patlayınca fışkıran lavlar yüksekten düşerken soğumuş ve lapin'e (bir tür taş) dönüşerek birkaç dakika içerisinde şehri bir kül yığını içinde bırakmış. bahsedilen sigara külü değil, mangal külü hatta kömür bile diyemeyeceğimiz bu küller üç gün üç gece sonra yedi metre mesafeye kadar çıkarak insanları içine hapsetmiş. asırlar sonra yapılan kazılarda ortaya çıkan, etrafı kükürtle çevrildiği için kalıbı bozulmamış insan figürlerinin içi doldurulmuş ve bu günkü heykeller ortaya çıkmış. biliyorum onların gerçek insan olmaması bazılarının hayallerini yıkacak ama onlar gerçek insan..lar.
bu patlamada sadece pompei değil onun çevresindeki bir kaç kent daha tarih olmuş. örneğin herculaneum gidip görenlerin söylediklerine göre pompei' den çok daha gerçekçi ve iyi korunan bir şehir. ayrıca şarapları da muhteşemmiş (ek bilgi göz çıkartmaz).

bugün pompei şehrinin olduğu yerde napoli var. çok garip, insanlar hevesle taş toprak gezerlerken, yıkılmış, yokolmuş uygarlıkların üzerine yenilerini inşa ederlerken merak ediyorum, hiç düşünüyorlar mı?. vezüv hala var. hala çalışan bir yanardağ, ki yanardağlar asla tamamen soğumaz sadece tekrar faaliyete geçmeleri bazen asırlar alabilir, ve bu yanardağın eteklerinde yeni bir uygarlık; napoli. bilimadamları yanardağın çok yakın bir zamanda yeniden uyanabileceğini söylüyorlar. patlamasa bile herhangi bir gaz sızıntısı, koca bir dağdan bahsediyorsak eğer, şehri pompei' nin kaderine mahkum etmeye yeterli. garip. bunu bilmeye rağmen yaşamak da insanoğlunun kaderi olsa gerek.

her ne ne olursa pompei ölmeden önce gidilecek beş yer arasında. dünyanın bir yerinde böyle bir şey varsa tanrı görmemizi istediği içindir diye düşündüğümden..

şehire ufak bir gezinti için;
http://www.thecolefamily.com/italy/pompeii/

birkaç fotoğraf;
http://www.romeinlimousine.com/images/pompei2.jpg
http://www.arkitera.com/...unsorusu/2001/09/01.gif
http://www.yaklasansaat.com/...ler/pompei/pompei30.jpg
http://www.dinosoria.com/archeologie/pompei_09.jpg

3 aydir maas vermeyen patronun bmw sini yenilemesi

ibne. insan bir tur bindirir bari.

erkegin iyisi ayrilikta belli olur

tezi görüyorum ve arttırıyorum. "erkeğin iyisi ayrılığın üstünden en az bir sene geçince belli olur",
bir sene geçmiş ve o adam sizi hala arkadaş arası pozisyon yorumlarına konu etmemişse iyi adamdır. geri dönüp güvenle tüketebilirsiniz.

pul koleksiyoncusu

beni de onayladı demin. eli çok hafif.

toblerone

dünyanın en çekici üçgen vücuduna sahip yaratık.